Amerika Birleşik Devletleri ve İran İslam Cumhuriyeti Arasındaki 2026 Savaşı: HUMINT, Kinetik Operasyonlar ve Rejim İstikrarı Üzerine Stratejik İstihbarat Raporu
- M Enes Bulur

- 26 Mar
- 10 dakikada okunur
2025 yılının son çeyreği ve 2026 yılının ilk yarısı, Orta Doğu jeopolitiğinde on yıllardır süregelen gölge savaşının, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin doğrudan müdahalesiyle topyekûn bir kinetik çatışmaya dönüştüğü bir dönemi işaret etmektedir. Bu süreç, sadece askeri kapasitelerin yok edilmesini değil, aynı zamanda beşeri istihbaratın (HUMINT) teknik gözetimle eşi görülmemiş bir şekilde entegre edilmesini ve İran İslam Cumhuriyeti'nin kurumsal yapısındaki derin çatlakların açığa çıkmasını kapsamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri İstihbarat Topluluğu (IC) ve müttefik unsurlar tarafından yürütülen operasyonlar, Tahran'ın stratejik derinlik doktrinini ve bölgesel vekil ağlarını felç etmeyi hedeflerken, rejim içerisindeki güç dengelerini de kökten sarsmıştır.

Stratejik Bağlam ve Çatışmaya Giden Yol
2026 yılındaki savaşın temelleri, 2024 ve 2025 yıllarında bölgede artan gerilim ve nükleer müzakerelerin çöküşüyle atılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI), 2025 Yıllık Tehdit Değerlendirmesi raporlarında, İran'ı ABD'nin kritik altyapısına, demokratik süreçlerine ve bölgesel çıkarlarına yönelik en doğrudan ve karmaşık tehditlerden biri olarak tanımlamıştır. Özellikle Çin, Rusya, Kuzey Kore ve İran arasındaki artan iş birliği, bu devletlerin ABD'nin küresel askeri ve ekonomik gücünü zayıflatma çabalarını birleştirmiş ve her bir aktörün bireysel tehdit potansiyelini katlamıştır.
2025 yılına gelindiğinde, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokları nükleer silah sahibi olmayan bir devlet için benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmış, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) tarafından silah saflığına yakın seviyelerde uranyum izleri tespit edilmiştir. Bu durum, Tahran'ın sadece nükleer bir eşik devlet olma hedefini değil, aynı zamanda balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) kapasitelerini kullanarak bölgesel bir hegemonya kurma arzusunu da perçinlemiştir. ABD'nin "Maksimum Baskı" kampanyasını 2025 Şubat ayında yeniden başlatması ve İran'ın bu baskıya Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik tacizler ve siber saldırılarla yanıt vermesi, kinetik bir çatışmanın kaçınılmaz hale gelmesine neden olmuştur.
İran'ın iç dinamikleri de bu süreçte kritik bir katalizör işlevi görmüştür. 28 Aralık 2025'te patlak veren ve 2026 yılı boyunca devam eden protestolar, rialin aşırı değer kaybı, yüksek enflasyon ve temel gıda maddelerindeki kıtlık gibi ekonomik nedenlerle tetiklenmiş, ancak kısa sürede rejimin devrilmesini hedefleyen kitlesel bir harekete dönüşmüştür. Bu protestolar, 1979 Devrimi'nden bu yana rejim güvenliği için en büyük tehdit olarak değerlendirilmiş ve güvenlik güçlerinin binlerce kişiyi öldürdüğü şiddetli bir baskı dönemine yol açmıştır. Bu iç karışıklık, dış istihbarat servisleri için rejim içindeki hoşnutsuz unsurlara erişim sağlamak adına benzersiz bir beşeri istihbarat fırsatı yaratmıştır.
Beşeri İstihbaratın (HUMINT) Rolü ve Operasyonel Hazırlık
2026 savaşı, modern harp tarihinde beşeri istihbaratın teknik gözetimle en uyumlu şekilde çalıştığı operasyonlardan biri olarak literatüre geçmiştir. CIA ve Mossad, İran'ın derin devlet yapılarına sızmak ve kritik hedefleri doğrulamak için hem geleneksel yöntemleri hem de dijital platformları kullanmıştır.
CIA'in Dijital Kaynak Edinme ve Sahadaki Gerçeklik Arayışı
Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), 2026 Şubat ayında Farsça dillerinde sosyal medya platformları üzerinden yayınladığı talimatlarla, İran vatandaşlarının Tor ve VPN protokolleri üzerinden güvenli bir şekilde temas kurmalarını teşvik etmiştir. Bu girişimin amacı, uydu görüntülerinin veya elektronik dinlemelerin sağlayamadığı "saha gerçekliğini" elde etmekti. Bu veriler arasında güvenlik güçlerinin moral durumu, rejim liderlerinin sığınaklardaki tam konumları ve askeri birimler arasındaki iletişim kopuklukları yer almaktaydı. İstihbarat topluluğu, 2025 sonundaki protestolardan kaynaklanan toplumsal öfkeyi, stratejik hedeflerin koordinatlarını doğrulamak ve rejim içindeki çatlakları derinleştirmek için bir kaldıraç olarak kullanmıştır.
Mossad'ın Sızma Operasyonları ve Geçmişin Mirası
İsrail istihbaratı Mossad, bu çatışmaya on yıllardır süregelen bir sızma operasyonunun birikimiyle girmiştir. 2018 yılında İran'ın nükleer arşivinin kaçırılması ve 2020 yılında nükleer bilimci Mohsen Fakhrizadeh'e yönelik uzaktan kumandalı silahla gerçekleştirilen suikast, Mossad'ın İran içerisindeki operasyonel yetkinliğinin ve yerel ağlarının derinliğini göstermiştir. 2026 harekatı sırasında, Mossad ajanlarının ve yerel kaynakların vuruşlar öncesinde ve sonrasında sahada aktif olduğu, "Roaring Lion" (Kükreyen Aslan) operasyonunun başarı yüzdesini artırmak için anlık istihbarat sağladığı rapor edilmiştir.
İstihbarat Türü | Sağlanan Kritik Veri ve Fonksiyon | Stratejik Etki |
Dijital HUMINT | Telegram/Signal üzerinden gelen sivil ve askeri ihbarlar | Liderlik hedeflerinin anlık konum takibi ve hedef doğrulama |
Derin Sızma (Mossad) | Nükleer tesislerin iç yapısı ve teknik spesifikasyonlar | Yer altı tesislerinin imhası için hassas vuruş parametreleri |
Teknik İstihbarat (SIGINT/IMINT) | Füze fırlatma rampaları ve radar emisyonları | İran hava savunmasının %85 oranında felç edilmesi |
Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT) | Protesto görüntüleri ve sosyal medya koordinatları | Rejim içi kaosun askeri harekatla eş zamanlı koordine edilmesi |
Destansı Öfke Operasyonu: Liderlik Kadrosunun Tasfiyesi
28 Şubat 2026 tarihinde başlayan ve ABD tarafından "Epic Fury" (Destansı Öfke) olarak adlandırılan hava harekatı, İran'ın komuta-kontrol yapısını hedef alan "yılanın başını kesme" stratejisiyle açılmıştır. Harekatın ilk dakikaları, askeri tarihin en yoğun ve en kısa süreli liderlik tasfiyelerinden birine sahne olmuştur.
60 Saniyelik Askeri Şok
İsrail ve Amerikan istihbarat birimleri, haftalarca süren izleme faaliyetlerinin ardından Supreme Leader Ali Khamenei ve yaklaşık 40 üst düzey askeri ve sivil yetkilinin hareketlerini koordine etmiştir. Üç farklı noktada gerçekleştirilen neredeyse eş zamanlı vuruşlar, sadece 60 saniye içinde Ali Khamenei, Savunma Bakanı ve Devrim Muhafızları (IRGC) Başkanı'nın ölümüyle sonuçlanmıştır. Bu operasyon, B-2 hayalet bombardıman uçaklarının kullandığı 2.000 poundluk sığınak delici bombalar ve eş zamanlı siber saldırılarla desteklenmiştir. Siber saldırılar, liderlerin ilk vuruştan sonra kaçmalarını önlemek amacıyla rejimin iletişim ağlarını kör etmiştir.
Başkan Donald Trump, operasyonun ikinci gününde yaptığı açıklamada, ABD askeri güçlerinin dakikalar içinde yüzlerce hedefi vurduğunu, dokuz İran savaş gemisini ve çok sayıda hava savunma sistemini imha ettiğini belirtmiştir. Bu ani şok, İran rejiminin karar alma mekanizmasını felç etmiş ve merkezi bir komuta yapısının kalmadığı bir kaos ortamı yaratmıştır. Ali Khamenei'nin ölümünden sonra rejim, bir halefiyet krizine sürüklenmiştir. Khamenei'nin oğlu Mojtaba Khamenei'nin yönetimi devralması planlanmış olsa da, Mart ayı ortasındaki istihbarat raporları Mojtaba'nın da saldırılar sırasında yaralandığını ve yetkiyi tam olarak kullanamadığını göstermiştir. Bu durum, Devrim Muhafızları'nın (IRGC) fiilen yönetime el koymasına ve Mojtaba'yı bir "figüran" olarak kullanarak stratejik kararları doğrudan almasına yol açmıştır. Analizler, IRGC'nin Mojtaba'yı babasına kıyasla daha "uysal" ve kontrol edilebilir gördüğü için bu geçişi desteklediğini, ancak yaralanma sonrası yönetimin tamamen merkezi olmayan bir askeri yapıya dönüştüğünü öne sürmektedir.
Hava üstünlüğünü ve merkezi komuta yapısını kaybeden İran, "kısıtlanmamış tırmanma" doktrinine geçiş yapmıştır. Bu strateji, misillemeyi rasyonel bir çerçevede tutmak yerine, bölgeyi tamamen bir "yasak bölge" haline getirerek küresel ekonomiye ve komşu devletlere maksimum maliyet yüklemeyi amaçlamaktadır. Tahran'ın stratejisi iki eksende ilerlemiştir: Yatay tırmanma kapsamında çatışma coğrafi olarak genişletilmiş, dikey tırmanma kapsamında ise hedef türleri ve kullanılan silahların şiddeti artırılmıştır. Savaşın ilk 24 saati içinde İran; İsrail, beş Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) üyesi, Ürdün, Suriye ve Irak dahil olmak üzere dokuz ülkeyi hedef almıştır. Mart ayı başına kadar bu sayı 14'e yükselmiş, saldırılar Kıbrıs ve Azerbaycan'daki hedeflere kadar uzanmıştır.
İran'ın saldırıları askeri tesislerin ötesine geçerek sivil altyapıyı da kapsamına almıştır. Dubai ve Doha'daki alışveriş merkezleri, oteller ve havaalanları ile Bahreyn'deki bir tatlı su arıtma tesisi hedef alınmıştır. Özellikle su arıtma tesisine yönelik saldırı, bölgenin su kaynaklarına olan bağımlılığı nedeniyle felaket boyutunda insani riskler doğurmuştur.
Savaşın "El Yapımı Patlayıcıları": Dronlar ve Salkım Mühimmatları
Konvansiyonel füze envanterinin büyük bir kısmını kaybeden İran, düşük maliyetli ancak etkili asimetrik araçlara yönelmiştir. Ukrayna istihbaratına göre İran, Rus yapımı veya Rus bileşenleriyle modifiye edilmiş Shahed dronlarını kullanarak ABD üslerine ve Körfez ülkelerine saldırılar düzenlemiştir. Savaşın üçüncü haftasında, İran'ın İsrail'e fırlattığı füzelerin yaklaşık %50'sinin salkım mühimmatı (cluster munitions) taşıdığı tespit edilmiştir. Bu geçişin temel nedeni, salkım mühimmatlarının yüksek irtifada dağılarak hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe vb.) doyurması ve sivil alanlarda daha geniş çaplı tahribat yaratmasıdır. Bu durum, rejimin operasyonel bir çaresizlik içinde olduğunu ve doğrudan sivil nüfusu hedef alarak psikolojik baskı kurmaya çalıştığını göstermektedir. İstihbarat raporları ve sahadan gelen HUMINT verileri, İran askeri yapısının içten çökmeye başladığına dair somut kanıtlar sunmaktadır. Özellikle düzenli ordu (Artesh) ve ideolojik milis gücü olan Devrim Muhafızları (IRGC) arasındaki tarihsel husumet, savaşın getirdiği lojistik baskılarla bir kırılma noktasına ulaşmıştır. İran içerisindeki kaynaklardan gelen en çarpıcı iddialardan biri, IRGC'nin yaralı Artesh askerlerine tıbbi destek vermeyi reddetmesidir. IRGC'nin kendi tıbbi tesislerine ve ambulanslarına sahip olmasına rağmen, düzenli ordu birliklerinden gelen yardım taleplerini "kan ve malzeme kıtlığı" gerekçesiyle geri çevirdiği bildirilmiştir. Bu durum, ordu saflarında derin bir öfke ve rejim sadakati sorgulamasına yol açmıştır.
Lojistik yetersizlikler sadece tıbbi alanla sınırlı değildir. Bazı cephe birimlerine her iki asker için sadece 20 mermi verildiği, temiz su ve gıda kaynaklarının tükendiği rapor edilmiştir. Bu ihmal, askerlerin toplu halde firar etmesine ve birliklerin üslerini terk ederek yakındaki kasabalara sığınmasına neden olmuştur. IRGC'nin yedek güçleri seferber etme çabaları da büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Çağrılan bireylerin çoğu askeri merkezlere rapor vermek yerine, ailelerini sınır bölgelerine taşımak veya saklanmak için bu durumu bir fırsat olarak kullanmıştır. Bu durum, rejimin "ideolojik savunma" kapasitesinin, halkın ve hatta ordunun alt kademelerinin gözünde meşruiyetini yitirdiğinin en net göstergesidir.
Kurum | Operasyonel Durum | Temel Sorunlar |
Artesh (Ordu) | Lojistik çöküş ve yüksek firar oranları | Mühimmat kıtlığı, IRGC tarafından dışlanma, tıbbi yardım yoksunluğu |
IRGC (Devrim Muhafızları) | Komuta kademesinde kayıplar, stratejik varlık koruma önceliği | İletişim kopuklukları, personel besleme sorunları, iç ihanet korkusu |
Basij (Milisler) | Sokak devriyeleri ve protesto bastırma odaklı | Toplumsal nefretin birincil hedefi, yetersiz askeri eğitim |
İstihbarat (MOIS) | İç güvenlik ve karşı istihbarat yükü altında felç | Sızıntıları önleyememe, rejim içi paranoya |
Operation Epic Fury ve Roaring Lion'un temel hedeflerinden biri, İran'ın nükleer ve balistik füze kapasitesini kalıcı olarak ortadan kaldırmaktır. Mart 2026 sonu itibarıyla, bu alandaki stratejik hasar değerlendirmesi Tahran'ın savunma kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini teyit etmektedir. İran, 2026 Şubat ayında savaşa yaklaşık 2.500 balistik füzelik bir envanterle girmiştir. Üç haftalık yoğun bombardıman sonucunda, üretim sürecindeki 1.500 füze ve fırlatılmaya hazır 700 füze depolarda imha edilmiştir. Ayrıca, füze rampalarının yaklaşık %70'i (en az 300 rampa) devre dışı bırakılmıştır. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran'ın füze fırlatma kapasitesinin %90 oranında azaldığını ve rejimin "mühimmat ekonomisine" geçmek zorunda kaldığını belirtmiştir.
Hava harekatı sırasında imha edilen kritik stratejik merkezler şunlardır:
Shiraz, Tebriz, Ahvaz ve İsfahan: Yer altı füze üretim ve depolama tesisleri.
Parchin ve Shahrud: Hassas füze üretim alanları.
İran Uzay Araştırma Merkezi: Kıtalararası balistik füze (ICBM) ve anti-uydu teknolojileri için kapak görevi gören tesis.
2025 Haziran ayındaki "Rising Lion" operasyonundan bu yana devam eden nükleer tesis vuruşları, 2026 yılında doruğa ulaşmıştır. Natanz, Fordow ve İsfahan'daki tesisler ağır hasar görmüş, ancak sığınakların derinliği nedeniyle bazı alt yapıların hala işlevsel olabileceğine dair endişeler sürmektedir. İstihbarat analizleri, İran'ın nükleer bir bomba üretmek için hala 1-2 haftalık bir "breakout" (atılım) süresine ve bu malzemeyi bir silaha dönüştürmek için 60 ila 90 günlük bir sürece ihtiyacı olabileceğini tahmin etmektedir. Bu durum, askeri harekatın sadece fiziksel imha ile sınırlı kalmaması, aynı zamanda sıkı bir gözetim ve sürekli vuruş döngüsü gerektirdiğini göstermektedir. Hürmüz Boğazı, savaşın ekonomik cephesinin merkez üssü haline gelmiştir. İran'ın boğazı kapatma ve küresel enerji akışını durdurma tehdidi, asimetrik bir deniz savaşına evrilmiştir. ABD istihbarat verilerine göre İran, Hürmüz Boğazı'na en az bir düzine Maham 3 ve Maham 7 tipi deniz mayını yerleştirmiştir. Bu mayınlar, manyetik ve akustik sensörlere sahip olup, hızlı botlar vasıtasıyla suyun altına bırakılmaktadır. Rejim, boğazın "uluslararası seyrüsefere açık" olduğunu iddia etse de, fiilen "seçici geçiş modeli" uygulamaya başlamıştır. Buna göre, sadece İran tarafından "düşman olmayan" olarak sınıflandırılan ve koordinasyon sağlayan gemilerin geçişine izin verilmektedir.
Ticari deniz trafiği savaşın üçüncü haftasında normal seviyelerin %97 altına düşmüştür. Umman Körfezi'nde yaklaşık 400 gemi beklemeye alınmış, bu durum küresel tedarik zincirinde büyük aksamalara yol açmıştır. İran, bu ablukayı aşmak için Boğaz'ın doğusundaki Kooh Mobarak terminalini kullanmaya çalışmış ve Çin'e petrol sevkiyatını buradan gerçekleştirmeyi denemiştir. Ancak, yüzen depolardaki petrolün hızla azalması (Ocak ayından bu yana 40 milyon varil düşüş), Tahran'ın ekonomik dayanıklılığının Mayıs ortasına kadar tükenebileceğini göstermektedir.
Veri Noktası | Durum (Mart 2026) | Stratejik Sonuç |
AIS Görünür Geçişler | Haftalık ortalama 16 gemi | Boğazın fiilen ticarete kapalı olması |
Petrol Fiyatları | Savaş kaynaklı keskin yükseliş | Küresel enflasyon ve resesyon riski |
Deniz Kuvvetleri Varlığı | Körfez'de 114 askeri gemi konuşlu | Bölgenin dünyanın en yoğun askeri bölgesine dönüşmesi |
İran Petrol İhracatı | %90'ı Çin'e yönelik | Çin'in enerji güvenliğinin doğrudan tehdit altına girmesi |
2026 savaşı, kinetik vuruşların siber operasyonlarla harmanlandığı bir "hibrit savaş" örneğidir. İran rejiminin küresel ölçekteki siber ağları ve uyuyan hücreleri, askeri yenilgiye karşı son bir caydırıcılık aracı olarak kullanılmaktadır. İran Devrim Muhafızları, siber operasyonlarını yürütmek için geniş bir müteahhitlik ağı kullanmaktadır. Moses Staff, N3tW0rm ve Agrius gibi gruplar, Batılı hükümetlere, medya kuruluşlarına ve kritik altyapılara yönelik fidye yazılımı ve casusluk saldırıları düzenlemektedir. Bu şirketlerin bazıları, İran içindeki insan hakları ihlallerini kolaylaştıran gözetim teknolojilerini de geliştirmektedir. 2024 ve 2025 yıllarında ABD seçim süreçlerine müdahale etmeye çalışan bu ağlar, savaş sırasında dezenformasyon kampanyalarını yoğunlaştırarak Batı kamuoyunda savaş karşıtı bir hava yaratmaya çalışmıştır. Mart 2026 sonlarında, ABD istihbaratı İran kaynaklı şifreli bir sinyal yakalamıştır. İnternet veya mobil ağları kullanmayan bu sinyalin, dünya genelindeki uyuyan hücreler için bir "operasyonel tetikleyici" olduğu tahmin edilmektedir. İran'ın Avrupa, Asya ve Güney Amerika'da yıllardır pasif bekleyen ajanlarını, metro istasyonları, alışveriş merkezleri ve enerji tesislerine yönelik terör eylemleri için harekete geçirebileceğinden endişe edilmektedir. FBI ve diğer yerel güvenlik birimleri, büyük şehirlerde en yüksek alarm seviyesine geçmiş durumdadır. Bu durum, savaşın coğrafi sınırlarının sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmayıp küresel metropollere taşınma riskini ortaya koymaktadır. 2026 yılının Mart ayı itibarıyla İran İslam Cumhuriyeti, tarihinde benzeri görülmemiş bir askeri ve siyasi krizle karşı karşıyadır. Lider kadrosunun imhası, konvansiyonel savunma kapasitesinin %90 oranında çökmesi ve ordu içerisindeki kitlesel firarlar, rejimin sonuna dair spekülasyonları artırmaktadır. Ancak, rejimin hayatta kalan çekirdek unsurlarının nükleer bir silaha ulaşma konusundaki umutsuz çabaları ve küresel uyuyan hücrelerin aktivasyon potansiyeli, çatışmanın en tehlikeli evresinin henüz başlamış olabileceğini düşündürmektedir.
Savaşın gelecekteki seyrine dair temel çıkarımlar şunlardır:
Asimetrik Tehdidin Sürekliliği: Konvansiyonel kapasite yok edilse bile, İHA teknolojileri ve vekil milis ağları (Hizbullah, Husiler) bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam edecektir.
Rejim İçi Dönüşüm: Merkezi olmayan bir askeri diktatörlük (IRGC cuntası), diplomatik kanalları tamamen kapatarak çatışmayı yıllarca sürecek bir yıpratma savaşına dönüştürebilir.
Enerji Güvenliği Krizi: Hürmüz Boğazı'ndaki mayın faaliyetleri ve seçici geçiş modeli, küresel petrol piyasalarında kalıcı bir istikrarsızlık ve yüksek maliyet dönemi başlatmıştır.
İstihbarat Üstünlüğü: HUMINT operasyonlarının başarısı, rejimin içeriden ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir. Ancak bu durum, hayatta kalan liderlerin daha derin sığınaklara ve daha kapalı iletişim yöntemlerine yönelmesine neden olacaktır.
2026 savaşı, sadece bir rejimi devirme veya askeri kapasiteyi yok etme operasyonu değil, aynı zamanda 21. yüzyılın hibrit harp kurallarının yeniden yazıldığı bir dönüm noktasıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri için zafer, sadece askeri hedeflere ulaşılmasıyla değil, İran halkının kendi geleceğini belirtiyor
Kullanılan kaynaklar
Homeland Threat Assessment 2025
Annual Threat Assessment of the U.S. Intelligence Community
The ODNI's 2025 Annual Threat Assessment - Digital Asset Redemption
Annual Threat Assessment of the US Intelligence Community
What Is the Iran Nuclear Deal? | Council on Foreign Relations
2025–2026 Iran–United States negotiations - Wikipedia
Iran Military Power - Defense Intelligence Agency
Three Weeks Into the Iran War: A Maritime Intelligence Breakdown ...
2025–2026 Iranian protests - Wikipedia
The National Council of Resistance of Iran's ten-point plan - Early Day Motions
CIA Human Intelligence Recruitment and Pressure Against Iran
How Israel, the US and Iran deploy covert ops | Gallery - Al Jazeera
Israeli infiltration of an Iranian nuclear archive - Wikipedia
Disruption or Dismantlement: Diverging Assessments of Iran Nuclear Strikes
Interim Assessment: Evaluating the Strategic Damage Caused to ...
Iran Update Special Report, March 18, 2026 | ISW
Iran's War Strategy: Don't Calibrate—Escalate - CSIS
Desertions, shortages and army-IRGC rift strain Iran's military
Leaked Iranian intelligence reports illustrate the folly of the US's Middle East strategy
Iran's Regime Runs on Extortion - NCRI
Latest Analysis: War with Iran | CSIS
Leaks and Revelations: A Web of IRGC Networks and Cyber ...
Iran's Final Secret Weapon: Sleeper Cells
Misplaced Assumptions Have Plagued U.S. War Efforts Against Iran - The Soufan Center
Intelligence questions as the war with Iran enters a more uncertain phase
The Wars After the War: Why Israel and Iran May Keep Fighting - CSIS

Yorumlar